Friday, June 22, 2012

*


peki ya beynimizin içindeki sesleri nasıl susturucaz?
susmuyorlar. hiç ara vermeden konuşuyorlar. sürekli ne yapmam gerektiğini söylüyorlar bana.

deliriyor muyum? kendi kendime konuşmaya başlayalı uzun yıllar oldu. belki de ilk belirtim buydu. sonra etraftaki herkes sustu. sadece kafamın içindekiler konuştu. dün gece ilk defa, kedimin miyavlamasını duydum. ilk önce sesin beynimin içinden geldiğini düşündüm lakin yanıldım. yastığımla örttüm kulaklarımı. acıdı kulaklarım, canım yandı. ama duymak istemiyordum insanların saçma salak konuşmalarını. duymak istemiyordum seslerindeki o iğrenç tonları. duymak istemiyordum hiçbirinin konuşma biçimini. hiçbirini duymak istemiyordum! mevsimleri duymak istiyordum ben... sonbaharda dökülen yaprakların sesini, ilkbaharın o hafif rüzgarını, yazın denizin köpürüşünü ve kışın ise yağmuru... sadece mevsimleri duymak istiyordum ben, insanların sarhoşluk kokan kahkahalarını değil!

o gece uyuyamadım açıkçası. çünkü beynimdeki sesler sustu. garipsedim, yoldan geçen arabaların sesi beynimi zonklatıyordu. ellerimle kapattım kulaklarımı o gün gezerken. bir daha asla beynimdeki sesleri duyamayacağımdan korktum. bir daha huzura eremeyeceğimden korktum. ama yanılgım yanlıştı. çünkü ben yalnızdım. duyabileceğim tek ses kedimin sesiydi. ya da caddeden geçen otomobillerin sesleri. dışarı bile çıkmıyordum artık, soyutlamıştım kendimi. kimsenin beni hatırladığı falan da yoktu zaten. iyiydim böyle bir başıma. istediğim bir şey olursa da telefonla sipariş ediyordum, ihtiyacım olan her şey elimin altındaydı.

bir gün, hayatımın en mükemmel adamıyla tanıştım. ölmüştü o da. aslında bana duymayı öğreten oydu. etrafımdaki pislikleri, insanların ve hatta kendimizin bile gereksiz olduğunu bana anlatan oydu. çünkü o çok ölüydü. mezarda, toprak altında yatanlardan bile daha ölüydü. ikimizin de özlediği şeyler vardı ama biz bir türlü sarılamıyorduk. ve sarılmayacaktık. sarılamayacaktık. çünkü o ölüydü ve ben ölülerden tiksinirdim! tiksindiğimi anlamış olacak ki ardına bile bakmadan gitti. zaten o hep giderdi, kalmazdı. geride kalan insanları hiç düşünmeden giderdi. çünkü ölüydü o ve onun gelişi sadece hayalet görmeyle eş değerdi. herkes giderdi. ölüler bile. giderdi.

toparlayamadım zaten sonra. aklım hep onda kaldı. bir insan karşısındaki insanı nasıl hiç düşünmeden üzebilir? peki ya, karşısındaki insanı hiç düşünmeden nasıl gidebilir? şimdi ben de bir ölüyüm. sayesinde.