gecenin bir yarısı uyandı. yataktan kalkıp sigara paketine uzandığını gördüm. kapıyı yavaşça kapattı, biraz aralık kalacak şekilde. daha sonra da odadan sessizce uzaklaştı. her gece yapardı bunu ama bu gece farklıydı.
arkasından gitmedim. yataktan kalktım, parmak uçlarımla yavaş yavaş kapının arkasına geçtim. kapının aralığından baktım ona. aylar sonra ilk kez sigarasını yudumlayışını izledim. dudaklarının arasındayken sigara, kıskandım sigarayı. dudaklarını izledim bir süre. her gece dudaklarıma, tenime dokunan dudaklarını izledim. güzellerdi. kalbi gibi güzellerdi. dumanı içine çekişini izledim sonra da dumanı dudaklarının arasından ve burnundan geri çıkarışını. o çok güzel bir adamdı. onun hakkında söyleyebileceğim tek şey buydu çünkü başka hiçbir kelime onun karşılığını vermiyordu.
her gece kırardı kalbimi. aslında her zaman kırardı. ama hep yanımda olurdu. güven verirdi bana. birden kafasını çevirdi ve odamıza doğru baktı. hemen kafamı içeri çektim ve direk yatağa girdim. odaya gelmesi çok uzun sürmedi.
"hayatım?" diye seslendiğini duydum. ama sesimi çıkarmadım, uyuyor taklidi yapmaya devam ettim. tekrar içeriye döndü. televizyonu açtığını duydum ki bunu her gece yapardı. ağlardı. saatlerce ağlardı. yanına gitmezdim çünkü geçmişten gelen bir alışkanlığıydı bu. biz, bu yola birlikte girmeden önce bazı kararlar almıştık. birbirimizin geçmişine karışmayacaktık. öyle de oldu. ikimiz de geçmişteki alışkanlıklarımızı sürdürdük. ben çeşitli uyku hapları kullanmaya devam ettim, o ise ölmeye. aslında ikimizde yavaş yavaş ölüyorduk ama bir tek fark vardı, o zaten ölüydü. ölüyken tekrar ölmeyi deniyordu ve bunu başarıyordu da.
gözlerimi yumdum. uyuyacaktım. çünkü gelmeyeceğini biliyordum. her zaman ki gibi, orada sabahlayacaktı. uyumayacaktı. peş peşe yakacaktı sigaraları. tüm paketi içecekti, pakette bir tane bile sigara kalmasına müsade etmeden. uyumaya çalıştım. hatta gözlerimi kapatıp küfürler bile saydım. aslında küfür değil, koyun saymam gerekiyordu. ama ben böyleydim. iyi biri değildim. biri değildim. bir kişiliğim yoktu, değişemezdim.
birden odanın kapısı aralandı. refleks olarak kafamı döndürüp, kapıya doğru baktım uykulu gözlerle. aslında refleks değildi, korkuydu. eve hırsız girdiğini sanmıştım çünkü o gittiği zaman geri gelmezdi. ama yanılmıştım. gelen hırsız değil oydu. yatağa geldi ve bana sımsıkı sarıldı. ilk kez yapıyordu bunu. yani bunu derken, ilk kez o odadan geri geliyordu. şaşırdım. biraz da garipsedim aslında. ama belli etmedim. o bana sarıldığında huzur buluyordum... onun bana sarılması benim midemi alt üst ediyordu. ama iyi anlamda. yani çok heyecanlanıyordum. midemdeki kelebekler taklalar atmaya başlıyordu adeta. kafamı boynuna gömdüm bir süre. "bir ölü böyle güzel kokamaz." dedim, içimden. daha sonra da kafamı kaldırıp kocaman gülümsedim suratına. hiçbir tepki vermeden gözlerini kapattı ve alnıma doğru eğilip bir öpücük kondurdu.
"gitmeyeceğim." dedi. ve asıl huzur buydu. sustum. o gün ilk kez birlikte gün doğumunu izledik. yan yana. sabaha kadar sarıldım ona. ne zaman uyuduğumu bilmiyorum ama uyumuşum. ve o uyku, uyuduğum en huzurlu uykuydu...