siz kalbiniz acıyınca n'aparsınız?
ben ağlarım. ama ağladıkça geçmez. ağladıkça daha çok artar. daha çok acır. ağlayınca daha çok kanar. hatta kabuk tutmuş yaranızı soymuş gibi acı çekersiniz. çok acır. daha çok acır ağlayınca.
bazen "keşke ağlamasaydım" dediğim bile oluyo. ama gözyaşını durdurmak imkansız. boğazımdaki o yanmaya dayanamıyorum. o acı geçsin diye ağlıyorum. sonra sen geliyosun aklıma, daha çok ağlıyorum. sonra hep ağladığımı fark ediyorum, yine ağlıyorum.
sahi, nası unutuyoduk? unutmayı unuttum. böyle garip şeyler işte. hani, insanlar hep gidiyo. durmuyolar. bazen ben de gidiyorum. gidenlerin ardından o kadar sövmeme rağmen... ben de gidiyorum. ama sonra yanlış olduğunu anlayıp dönüyorum. onlar hiç dönmüyolar. onlar küfrü hakediyolar.
bilmiyorum daha ne kadar beklicem. yanlış olduğunu bildiğim halde, ne kadar daha dayanıcam buna. acımı daha ne kadar saklıcam ya da daha ne kadar büyütücem içimde. geçmiyo ki. birine anlatınca da geçmiyo. ya da ne biliyim, yazınca da geçmiyo. büyüyo hep. bi bebek gibi. ama bu benzetme yanlış, bebekler güzeldir... bi tümör gibi demeliyim! ya da kanser hücresi gibi! büyüyo. büyüdükçe öldürüyo beni. ya da ben öleceğimi hissediyorum. buna yakın olduğumu seziyorum.
belki de ölmüşümdür. çünkü normal bi insanın bu kadar acıyı sırtlanması pek mümkün değil. belki de kabir azabı falan çekiyorumdur. ölmüşümdür ama. keşke ölsem. hiçbir şey hissetmiyorum zaten bu acıdan başka. keşke ölsem.