Thursday, June 21, 2012

*

bu kadar yalnız olmayı istemedim.
bu kadar yalnız bırakılmayı hak etmedim.
ama hepsini kendim seçtim.

kimseye ihtiyacım olmadığını düşündüm. çünkü karşıdan karşıya kendi kendime geçebiliyordum artık. eskiden geçemezdim, annemin veyahut babamın elini tutmadan. zaman çok şeyi değiştiriyormuş, seni, beni, herkesi, her şeyi. zamanla masumiyetimizi kaybediyormuşuz. geriye kalan sadece anılar oluyormuş. ki onlar bile unutuluyormuş zamanla. bir önemi kalmıyormuş. fotoğraflar yakılıyormuş birlikte çektirilen. birlikte çekilen acılar kalıyormuş sadece, sol tarafımızı sızlatan.

bi şebnem ferah şarkısı olamadık mesela. ne bileyim, zaman geçse de üzerinden hep aynı kalamadık. hep aynı etkiyi yaratamadık. yahu, bittik biz! biz kalmadı. nasıl desem. mahkum olduk. dünyanın en kalabalık hapishanesinde esir kaldık. "yalnızlıkta." gerçekten de öyle... o kadar çok insan var ki, yalnız olduğunu haykıran. o kadar çok insan var ki etrafındaki kuru kalabalıktan sıkılan... o kadar çok insan var ki yalan kokan. kaçmamak elde değil. ya da saklanmamak. insanlardan uzak durmamak. mümkün değil. değil işte.

"ne zaman öleceksin peki?"
yalnızlıktan. ne zaman etrafındaki insanlardan sıyrılıp gerçek yalnızlığa adım atacaksın?

yaşamıyorum. yaşayamıyorum. yaptığım tek şey nefes almak.