Wednesday, July 11, 2012

“acı çekmek özgürlükse, özgürüz ikimizde.”



bilmem. belki görürsün diye. görürsen okursun diye. okursun.
yokluğu her dakika içimi acıtan bi adam tanıdım. sürekli ikileme düştüğüm. sürekli ona yüz çevirmek zorunda kaldığım.

konuşmadığım her saniye nefes almak gibi ihtiyaç duyduğum. bağlılık mı bu? ne? kendimle çelişiyorum ben. bi yandan kalbim öküz gibi haykırıyo “özledim ulan!” diye, bi yandan da beynim susturmaya çalışıyo onu. hep kalbimi dinlediğim için yalnız kaldım ya ben. hep kaybettim. kaybede kaybede alışıyosun ama. zamanla acın hafifliyo. aslında acın aynı kalıyo, sen uzaklaşıyosun onlardan. köşene çekilmeye çalışıyosun. yalnız kalmaya başlıyosun. yalnızlığa da alışıyorsun sonra… gelen insanları kovuyorsun yanından! (bana yaptığın gibi.) sonra daha önce giden insanlar gibi sen de terk ediyorsun insanları. senden giden herkesin acısını, giderek çıkarmaya başlıyorsun. acını bölüştürüyorsun onlarda. belki bir gün geri dönmek için aslında.

bilmiyorum. sürekli düşe düşe ne kadar kalkabilir insan? sürekli acı yüklenen kalbi ne kadar dayanabilir? bir yerden sonra olmuyo ya. gidesin geliyo. her şeyi bırakıp siktir çekesin geliyo hayata. ve tam şuan istedim. gitmeyi. gittim.