Friday, March 1, 2013

sensizlik soğuk, üşüyorum.
söylememiştin bana "gidersem üşürsün, sıkı giyin" diye.
soğukmuş sensizlik,
hiç tatmadığım kadar soğuk.

bazen diyorum ki,
"keşke"
değişebilseydim,
"keşke"
istediğin gibi biri olabilseydim.
ama yapamazdım,
biliyorum.

vakit geçiyor,
vakit geçtikçe ben, daha çok sensizleşiyorum.

sonra bir sigara daha yakıyorum
küfür edercesine,
dumanı çekiyorum içime, sen diye.
sonra aklıma geliyor,
"sigara içme" deyişlerin.
bırakıyorum elimden sigarayı,
küllüğe.
beş saniye geçmeden tekrar uzanıyorum sigaraya,
"yakın ol" diyorum ona, kalbime yakın ol.

Sunday, February 24, 2013

kitap listesi






Elli Ton Üçlemesi
"Hayatımda okuduğum en iyi serilerden bir tanesi. Erotik ve romantik. Her şeyi içinde barındıran bir kitap. Okuyucuyu sıkmayan, bir sonraki sayfayı hep merak ettiren bir seri."


Çerçi
"Oğuz Bal'ın şiir ve kısa sözler içeren enfes kitabı"




Her Temaz İz Bırakır / Son Hafriyat
"Emrah Serbes'in mükemmel kaleminden iki mükemmel polisiye romanı."


Başucumda Müzik
"Okuduğum en güzel kitaplardan bir tanesi. Şiddetle tavsiye ediyorum."











Saturday, February 23, 2013

"unutmak"
"unutmak istemek"
"unutmaya çalışmak"
"unutamamak"

Friday, February 22, 2013

-

bazen olmuyor. yani ne kadar istesen de gerçekten olmuyor.
seviyorsun, olmuyor.
aşıksın, olmuyor.
özlüyorsun, olmuyor.
neden?
neden olmuyor?
her şey tamsa, eksik olan ne? sen de varsın, neden olmuyor? NEDEN YAPAMIYORUZ?
ne birlikte oluyor, ne ayrı. olmuyor. oldurmaya çalışıyoruz, yapamıyoruz. hep kavga, hep üzüntü, hep kırgınlık, hep bir yıpranma. neden sağlam kalamıyoruz bir türlü? neden başaramıyoruz beraber olmayı? neden mutlu olamıyoruz?
OLMAK İSTİYOR MUSUN?
BENİMLE OLMAK İSTİYOR MUSUN?
BENİMLE MUTLU OLMAK İSTİYOR MUSUN?
BENİMLE MUTSUZ OLMAK İSTİYOR MUSUN?
hangisi?
daima benimle olur musun? her şeye rağmen. kırgınlıklara, üzüntülere, yıpranışlara aldırmadan... benimle olur musun? yanımda kalır mısın?

Thursday, February 7, 2013

*

insanın acısı ne zaman geçer? yeni birini sevmeye başlayınca mı?
SAÇMALIK.
çünkü sevgi, acıdan başka bir şey getirmiyor.
doğru, geçmişteki acıları uyuşturuyor bir süre, sonrası? daha derin bir acı, daha büyük bir boşluk... hiç geçmeyecek gibi böyle, en derini gibi. kapanmaz sandıklarımızdan işte. hep sanıyoruz ya, geçmez sanıyoruz, kapanmayacak sanıyoruz. lakin öyle değil... kapanıyor, zamanla. uyuşuyor. geçmiyor, izi kalıyor. ama uyuşuyor işte hatırlamıyorsun bir süre sonra. hatırlayınca da gülümsüyorsun hafiften, sonra gözlerin doluyor. hem ağlayıp hem gülüyorsun.
garip bir acı ama.
geçmez sanıyosun,geçiyo.
sevince iyileşiyosun sanıyosun,
uyuşuyo.
ama
hiç
geçmiyo.

Wednesday, September 5, 2012

birine dokunmayı bu kadar çok istemek günah mı acaba?
bir insana deli gibi ait olmak istemek, günah mı?
soruyorum kendi kendime, "neden?"

hem bir insana aşık olup hem de ona güvenememeyi nasıl başarabiliyorum? aslında basit. bir yada bir kaç hareket yetiyor kendinden uzaklaştırmaya. aşık olduğun adamı tanıdığını sanıyorsun ama tanımıyorsun belki. yada yeterince tanımadın. kim? yada neden? niye böyle düşünüyorum? daha 3 saat öncesine kadar deliler gibi aşık olduğum bu adam beni nasıl kendinden bu kadar soğutabildi şu 3 saatte? bir şey de yapmadı aslında. bu benim kendimle ilgili bir sorunum mu acaba? acı mı çekiyorum, yada aldığım ah'lar mı mutlu olmamı engelliyor.
yada size sormalıyım. sevdiğiniz insandan bir şeyler saklamak ne kadar doğru? ben bunda bir doğruluk bulamıyorum, üzgünüm.
neyse. sıkıldım.
bazen her şeyden uzaklaşası geliyor insanın.
bazen her şeyden kaçası geliyor.

rengi kaçmış hayaller,
solmuş hayatlar,
kurumuş göz yaşları,
ağlamaktan.

artık mutlu olmak gerek.
sevdiğin insanla olmak gerek.
bir de doğruya ulaşmak için, yanlışlar yapmak gerek.
o yanlışlardan sıyrılıp doğruya ulaşınca hissettiğiniz o mutluluk!
işte onun tarifi yok. olamaz.

hayaller kuruyorsun, mutlu olmak için. mutlu olabilmek için elinden gelen her şeyi yapıyorsun. belki mutlu olursun, mutlu olacaksın. doğru insanı bulduğunda emin olacaksın, "ben mutluyum." diyeceksin. "mutlu olacağım." diyeceksin. yapman gereken doğru insanı bulmak. ona sadık olmak. ondan başkasını düşünememek. her saniye onunla konuşmak isteyeceksin. ondan başka her şey boş gelecek.
çünkü her şey boş olacak senin için.
bomboş.

Wednesday, August 29, 2012

her şey değişiyor,
herkes gidiyor,
yeni insanlar giriyor hayatına,
geçmişindeki insanları unutuyorsun,
geçmişindeki anılarını unutuyorsun,
sadece acıların kalıyor geriye,
geçmeyen bir tek onlar oluyor...
geçmişten gelen o acılar,
geçmek bilmeyen,
her aklına geldiğinde kalbinin ortasına bir kazık gibi saplanan,
geçmişteki acıların...

umut ediyorsun,
gülümsüyorsun,
bekliyorsun geçmesini,
bekliyorsun dinmesini,
"belki" diyorsun,
sığınıyorsun belkilerinin arkasına,
kaybettiklerin için üzülüyorsun,
kazandıkların seni mutlu etmezken...

geçer dedikleri acı...
ne tür bir acıysa,
bir türlü geçmek bilmedi bende.
sizinkisi geçer cinsten...
yada hafifti sevmeleriniz,
bilemedim.

Thursday, August 23, 2012

“sarılmanın milyonlarca çeşidi vardır.”
aşkla sarılırsın bazen, sevgiyle sarılırsın.
şefkatle sarılırsın, sarıldığın insanı yatıştırmak için sarılırsın.
özlemle sarılırsın bazen, arzu ile, tutku ile sarılırsın.
“sarılmak” eylemini tek başına açıklayamam belki. ama “sana sarılmanın güzelliğini” en iyi ben anlatabilirim.
böyle özlem dolu olanından. kocaman böyle. sımsıkı. aşkla. şefkatle. saatlerce, günlerce, aylarca sana sarılmanın hayaliyle sarılırım sana. tüm üzüntümü, mutsuzluklarımı, hayal kırıklıklarımı kollarında unuturum.
sana sarılmak istiyorum.
sımsıkı.
kemiklerini kıracak kadar.
sıkı. 



Thursday, August 16, 2012

içimi dökebileceğim tek yer burası.

ne zaman kendimi kötü hissetsem buraya koşuyorum mesela. yazıyorum. yazıyorum. sonra kaydetmeden kapatıyorum. neden yapıyorum, hiçbir fikrim yok. ama bura benim için bi terapist gibi. kendimi ifade edebildiğim tek yer belki de.

çok mutsuzum. hayır bunu söylemek beni ne kadar mutlu kılar bilmiyorum ama çok mutsuzum. günlerdir kitap okumuyorum... günlerdir tam anlamıyla gülemiyorum. aslında gülüyorum ama hiçbiri içten olmuyor. hiçbiri, nasıl desem işte. anladın mı? anlıyor musun? anlayacak mısın?

olmadığın her saniye geçmiş geliyor aklıma dayanamıyorum. çok korkuyorum. seni de kaybetmekten, yada kaybetmiş olmaktan. tekrar gelmemenden, beni aylarca bekletmenden. ya gelmezsen? sanmıyorum geleceğini. ama gelsen işte, belki güzel olur. belki yalansız yarınlara adım atarız geçmişi bırakıp. hani gelsen, birlikte göğe bakarız.

Wednesday, August 8, 2012

yalnızlıktan korktuğumu söylemiş miydim?

çok korkuyorum. hayatımdaki herkesin bir gün gitmesinden. yalnız kalmaktan. çok korkuyorum. bir yandan da yaklaştırmıyorum kendime. üzülmemeleri için. onlara da bu karamsarlığı aşılamamak için...

bazen gitmek istiyorum ya. çok gitmek istiyorum. uzaklara gitmek istiyorum. kimsenin olmadığı bir yere. herkesten uzağa. yıllarca kendimle baş başa kalmak istiyorum. geçmişimle yüzleşmek istiyorum. atlatmak istiyorum artık... yaşadıklarımı bir kenara bırakıp, hayatıma devam etmek istiyorum. acılarımdan kaçmak istiyorum. acılarımla yüzleşip, yere daha sağlam basmak istiyorum.

anlıyor musun? bu kadar şeyi yaşasaydın, benim gibi dimdik ayakta kalabilir miydin? neden anlamak istemiyorsun ki beni? neden yaptığım her şeyde bir sebep arıyorsun? sebebi açık değil mi böyle oluşumun? acıyo işte. kanıyor. kalbim kanıyor. geçmiş her aklıma geldiğinde bir şeyler saplıyorlar kalbime. sesim çıkmıyor. bağıramıyorum. susamıyorum da. haykıramıyorum içimdekileri. susuyorum. sonrası sessizlik işte. sonrası hep gitmeler. hep uzaklaşmalar. hep yalnız kalmalar. herkes gider mi? bilmiyorum.

ama yalnız kalmaktan da korkuyorum işte. yalnız olmak istediğim kadar, korkuyorum yalnızlıktan. en çok da sensizlikten. çok korkuyorum işte. anla beni. lütfen biraz anlamaya çalış. biraz... anla beni.

Monday, August 6, 2012

senin gözlerin güzel, hep sen bak bana.

istemiyorum...

bir başkasını görmek istemiyorum. bir başkasının sesini duymak, bir başkasına dokunmak, bir başkasıyla hayaller kurmak...

istemiyorum.

sadece seni istiyorum. sadece. yanımda ol istiyorum. yanımda olmasan bile, beni sev. sev beni. bırakma hiç. başkalarına gitmeme müsaade etme. gitmeyelim. yada gidelim. biz! biz, gidelim. çok uzaklara gidelim. bulamasınlar bizi. bir tek "biz" anlayalım bizi. başkasına gerek yok. öyle değil mi? benim sana ihtiyacım var işte. senin sesine, senin gülüşüne, senin sarılışına, senin öpüşüne! sahip çıkmalarına ihtiyacım var. anlıyo musun?

senin gözlerin güzel, hep sen bak bana...

Thursday, August 2, 2012

bir cinayet daha...
dayanır mı kalbim?
ah, hayır.
bir çözümü olsa keşke.
unutabilsem.
o gördüklerimi görmezden gelebilsem.
yeni bir sayfa açabilir miyiz sahi?
onu bunu boşver...
nasılsın?

Wednesday, August 1, 2012

üç damla göz yaşı ile,
gömdüm bugün seni.
kalbimdeki mezarlığa...

hayatımın en huzurlu uykusu.

dün hayatımın en huzurlu uykusunu uyudum. neden? bilmiyorum. aslında biliyorum. yada bilmek istiyorum. inanmak. inanmak istiyorum.

uzun zaman sonra gerçekten bir adama güvenebileceğimi hissettim. "uzun zaman sonra hissettim." demeliyim aslında. yeniden sevebileceğimi hissettim. gerçekten. kalbimle sevebileceğimi. böyle nasıl desem. o kadar istedim ki ona sarılmayı. dokunmayı. ona dokunmayı o kadar istedim ki. olmadı. olsun. bi adamın hayaliyle uyumaya da alışırım ben. eğer gerçekten mutlu olacaksak. bilmiyorum. yine çok erken karalar mı alıyorum? yine dereyi görmeden paçalarımı sıvamaya başladım sanırım...

siz sürekli yarı yolda bırakılmak nedir bilir misiniz? bilirsiniz. ama sadece "yarı yolda bırakılmayı." sürekli yarı yolda bırakılmayı ben bilirim. sürekli bir adama güvenip sonra da bunun için pişman olmayı "ben" bilirim. ama keşke siz de bilseniz. neden böyle olduğumu anlasanız. neden en ufak ilgiye böyle yöneldiğimi anlasanız... anlar mısınız? şimdi değil.

şimdi

beni

sadece

o

anlasın

istiyorum.

o kadar.

Wednesday, July 25, 2012

1

"gitme" dediğim her insan beni bırakıp gittiği için bu kadar asiyim.


bu kadar sinirli. bu kadar umursamaz.


oysa çok istemiştim onların gitmemesini. sürekli yanımda kalmalarını çok istemiştim, olmadı. gitmek isteyen herkes gitti. gitme dememe rağmen... arkalarına bile bakmadan gittiler. acılarımla kaldım geride arkalarından baktım. yapacak bir şeyim yoktu, baktım. yapabileceğim her şeyi yapmıştım! "gitme" demiştim bir kere. gitmemeleri lazımdı. zaten sevselerdi yanımda kalırlardı.

dimi? öyle olması gerekmez mi yani? keşke gitmeselerdi. ben de bu kadar umursamaz olmasaydım. bu kadar korkak ve çekingen olmasaydım. en önemlisi, bu kadar yalnız olmasaydım...

yaşadıklarımı yaşasalardı keşke. yaşadıklarımı bilselerdi. belki o zaman benimle ilgilenmekten vazgeçerdi insanlar. ya da benimle uğraşanlar... bilselerdi yaşadıklarımı, yanımdan dahi geçmek istemezlerdi. geçirtmezdim!

bazen düşünüyorum işte. "bu kadar yalnız olmayı neye borçluyum?" diye. ama bi türlü cevap bulamıyorum. bi türlü sana gelen kapıları açamıyorum. sen kimsin? sana neden gelmek istiyorum? bilmiyorum. kendimi sende bulmak istiyorum belki de. yada bilmiyorum işte. her neyse.

eğer bir gün sana ulaşırsam... dokunabilirsem sana... belki de geçer hepsi. ne dersin? nerdesin?

Wednesday, July 18, 2012

ve kalbini söküp attı kadın.
acılarını fırlattığı gibi, bir kenara fırlattı.
ne zaman geçeceğini bilmediği acılarından sıyrılmaya çalıştı. o sıyrılmaya çalıştıkça daha çok yapıştı üzerine acıları.
"belki bir gün." diye düşündü. "belki bir gün sıyrılacağım tüm acılarımdan." ama dünya duymadı onu. dünya acı üzerine acı eklerdi. dengesi buydu! hak etmeyen insanlar mutlu olurlarken, onların bedelini birileri ödemeliydi. bedel ödeyenler hep bizdik. bedel ödeyen hep o kadındı.
tüm mutlulukların bedelini yüklenmişti sırtına. tüm acıları omuzlamıştı. o küçücük omuzlarıyla taşıyordu hepsini. taşımaya devam edecekti. çünkü bırakmıyordu acıları onu. esir etmişti.
yalnızlığı ve acıları...
başka hiçbir şeyi yoktu. olanlar da, yetmiyordu. bilmiyordu kadın. kalbini sökmenin tüm acılarını dindireceğini sanmıştı. ama olmadı. acılar bitmezdi. eskirdi ama bitmezdi. hafiflerdi, hafifledikçe daha da çoğalırdı. ama asla tamamen bitmezdi.
acılar.
hiç bitmeyen.
sürekli artan.
arttıkça öldüren.
öldürdükçe güçlendiren.
güçlendirdikçe daha çok acıtan!
insan bazen hiç olmak istiyor. hiç bir hiç olmak istiyor. hiç.

Wednesday, July 11, 2012

bir adamı daha önce hiç yalnızlığına dokunmak için sevdiniz mi?
çok zordur. bir adamın yalnızlığını paylaşmaya çalışmak çok zordur. paylaşmayı geçtim, ona dokunmak zordur.

“çok zorladım. biliyorsun. çok denedim. milyonlarca kez kırılmama rağmen, sana ulaşmaya çalıştım yalnızlıklarını aşıp. ama sen buna hiç izin vermedin! sen, yalnızlığına her dokunuşumda beni uzaklaştırdın. geldiğim noktadan daha gerisine düştüm. biliyorsun! suç benim değil. seni de suçlamıyorum… ama seni her zamankinden daha çok seviyorum. bilmelisin! ben, yalnızlığına ortak olmaya hazırım.” 

“acı çekmek özgürlükse, özgürüz ikimizde.”



bilmem. belki görürsün diye. görürsen okursun diye. okursun.
yokluğu her dakika içimi acıtan bi adam tanıdım. sürekli ikileme düştüğüm. sürekli ona yüz çevirmek zorunda kaldığım.

konuşmadığım her saniye nefes almak gibi ihtiyaç duyduğum. bağlılık mı bu? ne? kendimle çelişiyorum ben. bi yandan kalbim öküz gibi haykırıyo “özledim ulan!” diye, bi yandan da beynim susturmaya çalışıyo onu. hep kalbimi dinlediğim için yalnız kaldım ya ben. hep kaybettim. kaybede kaybede alışıyosun ama. zamanla acın hafifliyo. aslında acın aynı kalıyo, sen uzaklaşıyosun onlardan. köşene çekilmeye çalışıyosun. yalnız kalmaya başlıyosun. yalnızlığa da alışıyorsun sonra… gelen insanları kovuyorsun yanından! (bana yaptığın gibi.) sonra daha önce giden insanlar gibi sen de terk ediyorsun insanları. senden giden herkesin acısını, giderek çıkarmaya başlıyorsun. acını bölüştürüyorsun onlarda. belki bir gün geri dönmek için aslında.

bilmiyorum. sürekli düşe düşe ne kadar kalkabilir insan? sürekli acı yüklenen kalbi ne kadar dayanabilir? bir yerden sonra olmuyo ya. gidesin geliyo. her şeyi bırakıp siktir çekesin geliyo hayata. ve tam şuan istedim. gitmeyi. gittim.
bugün 2 kez otobüse bindim.
ikisinde de yaşlılara yer vermedim.

gözümün içine nefretle baktılar, umursamadım. o “hadi kalk da yer ver” bakışlarını siklemedim. gözlerinin içine baktım. bakmaya çalıştım. bakamadım. onlardan daha yaşlı hissediyordum ben kendimi. ayakta durabilecek gücü bulamıyordum kendimde.

bu acı bitiyo mu? ya da nasıl geçiyo, bilmiyorum. ama bu acıyı çeken bi tek benmişim gibi geliyo. herkes mutlu görünüyo çünkü. benim olamadığım kadar, hiç olmadığım kadar mutlu! susuyorum sonra. sakinleşmeye çalışıyorum. geçmesini bekliyorum. acımanın geçmesini. ama geçmiyo. aklıma geldikçe iyice saplıyorlar o bıçağı kaburgalarıma! canım acıyo. herkesin acılarını çeken bi mıknatıs gibi, canım acıyo.

sonra kısıyorum dünyanın sesini. çekiliyorum köşeme kulaklığımı takıp. düşünecek çok şey var, kurulacak çok hayal. sen olmasan da, onlar var.

Sunday, July 8, 2012

Friday, July 6, 2012

"yazmak isteyip de yazamamak"

eğer

okuyorsan

diye

söylüyorum.

"çektiğim acıyı tarif edemiyorum"

Tuesday, July 3, 2012

öyle ya da böyle yaşıyosam

siz kalbiniz acıyınca n'aparsınız?
ben ağlarım. ama ağladıkça geçmez. ağladıkça daha çok artar. daha çok acır. ağlayınca daha çok kanar. hatta kabuk tutmuş yaranızı soymuş gibi acı çekersiniz. çok acır. daha çok acır ağlayınca.

bazen "keşke ağlamasaydım" dediğim bile oluyo. ama gözyaşını durdurmak imkansız. boğazımdaki o yanmaya dayanamıyorum. o acı geçsin diye ağlıyorum. sonra sen geliyosun aklıma, daha çok ağlıyorum. sonra hep ağladığımı fark ediyorum, yine ağlıyorum.

sahi, nası unutuyoduk? unutmayı unuttum. böyle garip şeyler işte. hani, insanlar hep gidiyo. durmuyolar. bazen ben de gidiyorum. gidenlerin ardından o kadar sövmeme rağmen... ben de gidiyorum. ama sonra yanlış olduğunu anlayıp dönüyorum. onlar hiç dönmüyolar. onlar küfrü hakediyolar.

bilmiyorum daha ne kadar beklicem. yanlış olduğunu bildiğim halde, ne kadar daha dayanıcam buna. acımı daha ne kadar saklıcam ya da daha ne kadar büyütücem içimde. geçmiyo ki. birine anlatınca da geçmiyo. ya da ne biliyim, yazınca da geçmiyo. büyüyo hep. bi bebek gibi. ama bu benzetme yanlış, bebekler güzeldir... bi tümör gibi demeliyim! ya da kanser hücresi gibi! büyüyo. büyüdükçe öldürüyo beni. ya da ben öleceğimi hissediyorum. buna yakın olduğumu seziyorum.

belki de ölmüşümdür. çünkü normal bi insanın bu kadar acıyı sırtlanması pek mümkün değil. belki de kabir azabı falan çekiyorumdur. ölmüşümdür ama. keşke ölsem. hiçbir şey hissetmiyorum zaten bu acıdan başka. keşke ölsem.