birine dokunmayı bu kadar çok istemek günah mı acaba?
bir insana deli gibi ait olmak istemek, günah mı?
soruyorum kendi kendime, "neden?"
hem bir insana aşık olup hem de ona güvenememeyi nasıl başarabiliyorum? aslında basit. bir yada bir kaç hareket yetiyor kendinden uzaklaştırmaya. aşık olduğun adamı tanıdığını sanıyorsun ama tanımıyorsun belki. yada yeterince tanımadın. kim? yada neden? niye böyle düşünüyorum? daha 3 saat öncesine kadar deliler gibi aşık olduğum bu adam beni nasıl kendinden bu kadar soğutabildi şu 3 saatte? bir şey de yapmadı aslında. bu benim kendimle ilgili bir sorunum mu acaba? acı mı çekiyorum, yada aldığım ah'lar mı mutlu olmamı engelliyor.
yada size sormalıyım. sevdiğiniz insandan bir şeyler saklamak ne kadar doğru? ben bunda bir doğruluk bulamıyorum, üzgünüm.
neyse. sıkıldım.
Wednesday, September 5, 2012
bazen her şeyden uzaklaşası geliyor insanın.
bazen her şeyden kaçası geliyor.
rengi kaçmış hayaller,
solmuş hayatlar,
kurumuş göz yaşları,
ağlamaktan.
artık mutlu olmak gerek.
sevdiğin insanla olmak gerek.
bir de doğruya ulaşmak için, yanlışlar yapmak gerek.
o yanlışlardan sıyrılıp doğruya ulaşınca hissettiğiniz o mutluluk!
işte onun tarifi yok. olamaz.
hayaller kuruyorsun, mutlu olmak için. mutlu olabilmek için elinden gelen her şeyi yapıyorsun. belki mutlu olursun, mutlu olacaksın. doğru insanı bulduğunda emin olacaksın, "ben mutluyum." diyeceksin. "mutlu olacağım." diyeceksin. yapman gereken doğru insanı bulmak. ona sadık olmak. ondan başkasını düşünememek. her saniye onunla konuşmak isteyeceksin. ondan başka her şey boş gelecek.
çünkü her şey boş olacak senin için.
bomboş.
bazen her şeyden kaçası geliyor.
rengi kaçmış hayaller,
solmuş hayatlar,
kurumuş göz yaşları,
ağlamaktan.
artık mutlu olmak gerek.
sevdiğin insanla olmak gerek.
bir de doğruya ulaşmak için, yanlışlar yapmak gerek.
o yanlışlardan sıyrılıp doğruya ulaşınca hissettiğiniz o mutluluk!
işte onun tarifi yok. olamaz.
hayaller kuruyorsun, mutlu olmak için. mutlu olabilmek için elinden gelen her şeyi yapıyorsun. belki mutlu olursun, mutlu olacaksın. doğru insanı bulduğunda emin olacaksın, "ben mutluyum." diyeceksin. "mutlu olacağım." diyeceksin. yapman gereken doğru insanı bulmak. ona sadık olmak. ondan başkasını düşünememek. her saniye onunla konuşmak isteyeceksin. ondan başka her şey boş gelecek.
çünkü her şey boş olacak senin için.
bomboş.
Wednesday, August 29, 2012
her şey değişiyor,
herkes gidiyor,
yeni insanlar giriyor hayatına,
geçmişindeki insanları unutuyorsun,
geçmişindeki anılarını unutuyorsun,
sadece acıların kalıyor geriye,
geçmeyen bir tek onlar oluyor...
geçmişten gelen o acılar,
geçmek bilmeyen,
her aklına geldiğinde kalbinin ortasına bir kazık gibi saplanan,
geçmişteki acıların...
umut ediyorsun,
gülümsüyorsun,
bekliyorsun geçmesini,
bekliyorsun dinmesini,
"belki" diyorsun,
sığınıyorsun belkilerinin arkasına,
kaybettiklerin için üzülüyorsun,
kazandıkların seni mutlu etmezken...
geçer dedikleri acı...
ne tür bir acıysa,
bir türlü geçmek bilmedi bende.
sizinkisi geçer cinsten...
yada hafifti sevmeleriniz,
bilemedim.
herkes gidiyor,
yeni insanlar giriyor hayatına,
geçmişindeki insanları unutuyorsun,
geçmişindeki anılarını unutuyorsun,
sadece acıların kalıyor geriye,
geçmeyen bir tek onlar oluyor...
geçmişten gelen o acılar,
geçmek bilmeyen,
her aklına geldiğinde kalbinin ortasına bir kazık gibi saplanan,
geçmişteki acıların...
umut ediyorsun,
gülümsüyorsun,
bekliyorsun geçmesini,
bekliyorsun dinmesini,
"belki" diyorsun,
sığınıyorsun belkilerinin arkasına,
kaybettiklerin için üzülüyorsun,
kazandıkların seni mutlu etmezken...
geçer dedikleri acı...
ne tür bir acıysa,
bir türlü geçmek bilmedi bende.
sizinkisi geçer cinsten...
yada hafifti sevmeleriniz,
bilemedim.
Thursday, August 23, 2012
“sarılmanın milyonlarca çeşidi vardır.”
aşkla sarılırsın bazen, sevgiyle sarılırsın.
şefkatle sarılırsın, sarıldığın insanı yatıştırmak için sarılırsın.
özlemle sarılırsın bazen, arzu ile, tutku ile sarılırsın.
“sarılmak” eylemini tek başına açıklayamam belki. ama “sana sarılmanın güzelliğini” en iyi ben anlatabilirim.
böyle özlem dolu olanından. kocaman böyle. sımsıkı. aşkla. şefkatle. saatlerce, günlerce, aylarca sana sarılmanın hayaliyle sarılırım sana. tüm üzüntümü, mutsuzluklarımı, hayal kırıklıklarımı kollarında unuturum.
”sana sarılmak istiyorum.”
sımsıkı.
kemiklerini kıracak kadar.
sıkı.
Thursday, August 16, 2012
içimi dökebileceğim tek yer burası.
ne zaman kendimi kötü hissetsem buraya koşuyorum mesela. yazıyorum. yazıyorum. sonra kaydetmeden kapatıyorum. neden yapıyorum, hiçbir fikrim yok. ama bura benim için bi terapist gibi. kendimi ifade edebildiğim tek yer belki de.
çok mutsuzum. hayır bunu söylemek beni ne kadar mutlu kılar bilmiyorum ama çok mutsuzum. günlerdir kitap okumuyorum... günlerdir tam anlamıyla gülemiyorum. aslında gülüyorum ama hiçbiri içten olmuyor. hiçbiri, nasıl desem işte. anladın mı? anlıyor musun? anlayacak mısın?
olmadığın her saniye geçmiş geliyor aklıma dayanamıyorum. çok korkuyorum. seni de kaybetmekten, yada kaybetmiş olmaktan. tekrar gelmemenden, beni aylarca bekletmenden. ya gelmezsen? sanmıyorum geleceğini. ama gelsen işte, belki güzel olur. belki yalansız yarınlara adım atarız geçmişi bırakıp. hani gelsen, birlikte göğe bakarız.
ne zaman kendimi kötü hissetsem buraya koşuyorum mesela. yazıyorum. yazıyorum. sonra kaydetmeden kapatıyorum. neden yapıyorum, hiçbir fikrim yok. ama bura benim için bi terapist gibi. kendimi ifade edebildiğim tek yer belki de.
çok mutsuzum. hayır bunu söylemek beni ne kadar mutlu kılar bilmiyorum ama çok mutsuzum. günlerdir kitap okumuyorum... günlerdir tam anlamıyla gülemiyorum. aslında gülüyorum ama hiçbiri içten olmuyor. hiçbiri, nasıl desem işte. anladın mı? anlıyor musun? anlayacak mısın?
olmadığın her saniye geçmiş geliyor aklıma dayanamıyorum. çok korkuyorum. seni de kaybetmekten, yada kaybetmiş olmaktan. tekrar gelmemenden, beni aylarca bekletmenden. ya gelmezsen? sanmıyorum geleceğini. ama gelsen işte, belki güzel olur. belki yalansız yarınlara adım atarız geçmişi bırakıp. hani gelsen, birlikte göğe bakarız.
Wednesday, August 8, 2012
yalnızlıktan korktuğumu söylemiş miydim?
çok korkuyorum. hayatımdaki herkesin bir gün gitmesinden. yalnız kalmaktan. çok korkuyorum. bir yandan da yaklaştırmıyorum kendime. üzülmemeleri için. onlara da bu karamsarlığı aşılamamak için...
bazen gitmek istiyorum ya. çok gitmek istiyorum. uzaklara gitmek istiyorum. kimsenin olmadığı bir yere. herkesten uzağa. yıllarca kendimle baş başa kalmak istiyorum. geçmişimle yüzleşmek istiyorum. atlatmak istiyorum artık... yaşadıklarımı bir kenara bırakıp, hayatıma devam etmek istiyorum. acılarımdan kaçmak istiyorum. acılarımla yüzleşip, yere daha sağlam basmak istiyorum.
anlıyor musun? bu kadar şeyi yaşasaydın, benim gibi dimdik ayakta kalabilir miydin? neden anlamak istemiyorsun ki beni? neden yaptığım her şeyde bir sebep arıyorsun? sebebi açık değil mi böyle oluşumun? acıyo işte. kanıyor. kalbim kanıyor. geçmiş her aklıma geldiğinde bir şeyler saplıyorlar kalbime. sesim çıkmıyor. bağıramıyorum. susamıyorum da. haykıramıyorum içimdekileri. susuyorum. sonrası sessizlik işte. sonrası hep gitmeler. hep uzaklaşmalar. hep yalnız kalmalar. herkes gider mi? bilmiyorum.
ama yalnız kalmaktan da korkuyorum işte. yalnız olmak istediğim kadar, korkuyorum yalnızlıktan. en çok da sensizlikten. çok korkuyorum işte. anla beni. lütfen biraz anlamaya çalış. biraz... anla beni.
bazen gitmek istiyorum ya. çok gitmek istiyorum. uzaklara gitmek istiyorum. kimsenin olmadığı bir yere. herkesten uzağa. yıllarca kendimle baş başa kalmak istiyorum. geçmişimle yüzleşmek istiyorum. atlatmak istiyorum artık... yaşadıklarımı bir kenara bırakıp, hayatıma devam etmek istiyorum. acılarımdan kaçmak istiyorum. acılarımla yüzleşip, yere daha sağlam basmak istiyorum.
anlıyor musun? bu kadar şeyi yaşasaydın, benim gibi dimdik ayakta kalabilir miydin? neden anlamak istemiyorsun ki beni? neden yaptığım her şeyde bir sebep arıyorsun? sebebi açık değil mi böyle oluşumun? acıyo işte. kanıyor. kalbim kanıyor. geçmiş her aklıma geldiğinde bir şeyler saplıyorlar kalbime. sesim çıkmıyor. bağıramıyorum. susamıyorum da. haykıramıyorum içimdekileri. susuyorum. sonrası sessizlik işte. sonrası hep gitmeler. hep uzaklaşmalar. hep yalnız kalmalar. herkes gider mi? bilmiyorum.
ama yalnız kalmaktan da korkuyorum işte. yalnız olmak istediğim kadar, korkuyorum yalnızlıktan. en çok da sensizlikten. çok korkuyorum işte. anla beni. lütfen biraz anlamaya çalış. biraz... anla beni.
Monday, August 6, 2012
senin gözlerin güzel, hep sen bak bana.
istemiyorum...
bir başkasını görmek istemiyorum. bir başkasının sesini duymak, bir başkasına dokunmak, bir başkasıyla hayaller kurmak...
istemiyorum.
sadece seni istiyorum. sadece. yanımda ol istiyorum. yanımda olmasan bile, beni sev. sev beni. bırakma hiç. başkalarına gitmeme müsaade etme. gitmeyelim. yada gidelim. biz! biz, gidelim. çok uzaklara gidelim. bulamasınlar bizi. bir tek "biz" anlayalım bizi. başkasına gerek yok. öyle değil mi? benim sana ihtiyacım var işte. senin sesine, senin gülüşüne, senin sarılışına, senin öpüşüne! sahip çıkmalarına ihtiyacım var. anlıyo musun?
senin gözlerin güzel, hep sen bak bana...
bir başkasını görmek istemiyorum. bir başkasının sesini duymak, bir başkasına dokunmak, bir başkasıyla hayaller kurmak...
istemiyorum.
sadece seni istiyorum. sadece. yanımda ol istiyorum. yanımda olmasan bile, beni sev. sev beni. bırakma hiç. başkalarına gitmeme müsaade etme. gitmeyelim. yada gidelim. biz! biz, gidelim. çok uzaklara gidelim. bulamasınlar bizi. bir tek "biz" anlayalım bizi. başkasına gerek yok. öyle değil mi? benim sana ihtiyacım var işte. senin sesine, senin gülüşüne, senin sarılışına, senin öpüşüne! sahip çıkmalarına ihtiyacım var. anlıyo musun?
senin gözlerin güzel, hep sen bak bana...
Thursday, August 2, 2012
Wednesday, August 1, 2012
hayatımın en huzurlu uykusu.
dün hayatımın en huzurlu uykusunu uyudum. neden? bilmiyorum. aslında biliyorum. yada bilmek istiyorum. inanmak. inanmak istiyorum.
uzun zaman sonra gerçekten bir adama güvenebileceğimi hissettim. "uzun zaman sonra hissettim." demeliyim aslında. yeniden sevebileceğimi hissettim. gerçekten. kalbimle sevebileceğimi. böyle nasıl desem. o kadar istedim ki ona sarılmayı. dokunmayı. ona dokunmayı o kadar istedim ki. olmadı. olsun. bi adamın hayaliyle uyumaya da alışırım ben. eğer gerçekten mutlu olacaksak. bilmiyorum. yine çok erken karalar mı alıyorum? yine dereyi görmeden paçalarımı sıvamaya başladım sanırım...
siz sürekli yarı yolda bırakılmak nedir bilir misiniz? bilirsiniz. ama sadece "yarı yolda bırakılmayı." sürekli yarı yolda bırakılmayı ben bilirim. sürekli bir adama güvenip sonra da bunun için pişman olmayı "ben" bilirim. ama keşke siz de bilseniz. neden böyle olduğumu anlasanız. neden en ufak ilgiye böyle yöneldiğimi anlasanız... anlar mısınız? şimdi değil.
şimdi
beni
sadece
o
anlasın
istiyorum.
o kadar.
uzun zaman sonra gerçekten bir adama güvenebileceğimi hissettim. "uzun zaman sonra hissettim." demeliyim aslında. yeniden sevebileceğimi hissettim. gerçekten. kalbimle sevebileceğimi. böyle nasıl desem. o kadar istedim ki ona sarılmayı. dokunmayı. ona dokunmayı o kadar istedim ki. olmadı. olsun. bi adamın hayaliyle uyumaya da alışırım ben. eğer gerçekten mutlu olacaksak. bilmiyorum. yine çok erken karalar mı alıyorum? yine dereyi görmeden paçalarımı sıvamaya başladım sanırım...
siz sürekli yarı yolda bırakılmak nedir bilir misiniz? bilirsiniz. ama sadece "yarı yolda bırakılmayı." sürekli yarı yolda bırakılmayı ben bilirim. sürekli bir adama güvenip sonra da bunun için pişman olmayı "ben" bilirim. ama keşke siz de bilseniz. neden böyle olduğumu anlasanız. neden en ufak ilgiye böyle yöneldiğimi anlasanız... anlar mısınız? şimdi değil.
şimdi
beni
sadece
o
anlasın
istiyorum.
o kadar.
Wednesday, July 25, 2012
1
"gitme" dediğim her insan beni bırakıp gittiği için bu kadar asiyim.
bu kadar sinirli. bu kadar umursamaz.
oysa çok istemiştim onların gitmemesini. sürekli yanımda kalmalarını çok istemiştim, olmadı. gitmek isteyen herkes gitti. gitme dememe rağmen... arkalarına bile bakmadan gittiler. acılarımla kaldım geride arkalarından baktım. yapacak bir şeyim yoktu, baktım. yapabileceğim her şeyi yapmıştım! "gitme" demiştim bir kere. gitmemeleri lazımdı. zaten sevselerdi yanımda kalırlardı.
dimi? öyle olması gerekmez mi yani? keşke gitmeselerdi. ben de bu kadar umursamaz olmasaydım. bu kadar korkak ve çekingen olmasaydım. en önemlisi, bu kadar yalnız olmasaydım...
yaşadıklarımı yaşasalardı keşke. yaşadıklarımı bilselerdi. belki o zaman benimle ilgilenmekten vazgeçerdi insanlar. ya da benimle uğraşanlar... bilselerdi yaşadıklarımı, yanımdan dahi geçmek istemezlerdi. geçirtmezdim!
bazen düşünüyorum işte. "bu kadar yalnız olmayı neye borçluyum?" diye. ama bi türlü cevap bulamıyorum. bi türlü sana gelen kapıları açamıyorum. sen kimsin? sana neden gelmek istiyorum? bilmiyorum. kendimi sende bulmak istiyorum belki de. yada bilmiyorum işte. her neyse.
eğer bir gün sana ulaşırsam... dokunabilirsem sana... belki de geçer hepsi. ne dersin? nerdesin?
bu kadar sinirli. bu kadar umursamaz.
oysa çok istemiştim onların gitmemesini. sürekli yanımda kalmalarını çok istemiştim, olmadı. gitmek isteyen herkes gitti. gitme dememe rağmen... arkalarına bile bakmadan gittiler. acılarımla kaldım geride arkalarından baktım. yapacak bir şeyim yoktu, baktım. yapabileceğim her şeyi yapmıştım! "gitme" demiştim bir kere. gitmemeleri lazımdı. zaten sevselerdi yanımda kalırlardı.
dimi? öyle olması gerekmez mi yani? keşke gitmeselerdi. ben de bu kadar umursamaz olmasaydım. bu kadar korkak ve çekingen olmasaydım. en önemlisi, bu kadar yalnız olmasaydım...
yaşadıklarımı yaşasalardı keşke. yaşadıklarımı bilselerdi. belki o zaman benimle ilgilenmekten vazgeçerdi insanlar. ya da benimle uğraşanlar... bilselerdi yaşadıklarımı, yanımdan dahi geçmek istemezlerdi. geçirtmezdim!
bazen düşünüyorum işte. "bu kadar yalnız olmayı neye borçluyum?" diye. ama bi türlü cevap bulamıyorum. bi türlü sana gelen kapıları açamıyorum. sen kimsin? sana neden gelmek istiyorum? bilmiyorum. kendimi sende bulmak istiyorum belki de. yada bilmiyorum işte. her neyse.
eğer bir gün sana ulaşırsam... dokunabilirsem sana... belki de geçer hepsi. ne dersin? nerdesin?
Thursday, July 19, 2012
Wednesday, July 18, 2012
ve kalbini söküp attı kadın.
acılarını fırlattığı gibi, bir kenara fırlattı.
ne zaman geçeceğini bilmediği acılarından sıyrılmaya çalıştı. o sıyrılmaya çalıştıkça daha çok yapıştı üzerine acıları.
"belki bir gün." diye düşündü. "belki bir gün sıyrılacağım tüm acılarımdan." ama dünya duymadı onu. dünya acı üzerine acı eklerdi. dengesi buydu! hak etmeyen insanlar mutlu olurlarken, onların bedelini birileri ödemeliydi. bedel ödeyenler hep bizdik. bedel ödeyen hep o kadındı.
tüm mutlulukların bedelini yüklenmişti sırtına. tüm acıları omuzlamıştı. o küçücük omuzlarıyla taşıyordu hepsini. taşımaya devam edecekti. çünkü bırakmıyordu acıları onu. esir etmişti.
yalnızlığı ve acıları...
başka hiçbir şeyi yoktu. olanlar da, yetmiyordu. bilmiyordu kadın. kalbini sökmenin tüm acılarını dindireceğini sanmıştı. ama olmadı. acılar bitmezdi. eskirdi ama bitmezdi. hafiflerdi, hafifledikçe daha da çoğalırdı. ama asla tamamen bitmezdi.
acılar.
hiç bitmeyen.
sürekli artan.
arttıkça öldüren.
öldürdükçe güçlendiren.
güçlendirdikçe daha çok acıtan!
insan bazen hiç olmak istiyor. hiç bir hiç olmak istiyor. hiç.
acılarını fırlattığı gibi, bir kenara fırlattı.
ne zaman geçeceğini bilmediği acılarından sıyrılmaya çalıştı. o sıyrılmaya çalıştıkça daha çok yapıştı üzerine acıları.
"belki bir gün." diye düşündü. "belki bir gün sıyrılacağım tüm acılarımdan." ama dünya duymadı onu. dünya acı üzerine acı eklerdi. dengesi buydu! hak etmeyen insanlar mutlu olurlarken, onların bedelini birileri ödemeliydi. bedel ödeyenler hep bizdik. bedel ödeyen hep o kadındı.
tüm mutlulukların bedelini yüklenmişti sırtına. tüm acıları omuzlamıştı. o küçücük omuzlarıyla taşıyordu hepsini. taşımaya devam edecekti. çünkü bırakmıyordu acıları onu. esir etmişti.
yalnızlığı ve acıları...
başka hiçbir şeyi yoktu. olanlar da, yetmiyordu. bilmiyordu kadın. kalbini sökmenin tüm acılarını dindireceğini sanmıştı. ama olmadı. acılar bitmezdi. eskirdi ama bitmezdi. hafiflerdi, hafifledikçe daha da çoğalırdı. ama asla tamamen bitmezdi.
acılar.
hiç bitmeyen.
sürekli artan.
arttıkça öldüren.
öldürdükçe güçlendiren.
güçlendirdikçe daha çok acıtan!
insan bazen hiç olmak istiyor. hiç bir hiç olmak istiyor. hiç.
Wednesday, July 11, 2012
bir adamı daha önce hiç yalnızlığına dokunmak için sevdiniz mi?
çok zordur. bir adamın yalnızlığını paylaşmaya çalışmak çok zordur. paylaşmayı geçtim, ona dokunmak zordur.
“çok zorladım. biliyorsun. çok denedim. milyonlarca kez kırılmama rağmen, sana ulaşmaya çalıştım yalnızlıklarını aşıp. ama sen buna hiç izin vermedin! sen, yalnızlığına her dokunuşumda beni uzaklaştırdın. geldiğim noktadan daha gerisine düştüm. biliyorsun! suç benim değil. seni de suçlamıyorum… ama seni her zamankinden daha çok seviyorum. bilmelisin! ben, yalnızlığına ortak olmaya hazırım.”
çok zordur. bir adamın yalnızlığını paylaşmaya çalışmak çok zordur. paylaşmayı geçtim, ona dokunmak zordur.
“çok zorladım. biliyorsun. çok denedim. milyonlarca kez kırılmama rağmen, sana ulaşmaya çalıştım yalnızlıklarını aşıp. ama sen buna hiç izin vermedin! sen, yalnızlığına her dokunuşumda beni uzaklaştırdın. geldiğim noktadan daha gerisine düştüm. biliyorsun! suç benim değil. seni de suçlamıyorum… ama seni her zamankinden daha çok seviyorum. bilmelisin! ben, yalnızlığına ortak olmaya hazırım.”
“acı çekmek özgürlükse, özgürüz ikimizde.”
bilmem. belki görürsün diye. görürsen okursun diye. okursun.
yokluğu her dakika içimi acıtan bi adam tanıdım. sürekli ikileme düştüğüm. sürekli ona yüz çevirmek zorunda kaldığım.
konuşmadığım her saniye nefes almak gibi ihtiyaç duyduğum. bağlılık mı bu? ne? kendimle çelişiyorum ben. bi yandan kalbim öküz gibi haykırıyo “özledim ulan!” diye, bi yandan da beynim susturmaya çalışıyo onu. hep kalbimi dinlediğim için yalnız kaldım ya ben. hep kaybettim. kaybede kaybede alışıyosun ama. zamanla acın hafifliyo. aslında acın aynı kalıyo, sen uzaklaşıyosun onlardan. köşene çekilmeye çalışıyosun. yalnız kalmaya başlıyosun. yalnızlığa da alışıyorsun sonra… gelen insanları kovuyorsun yanından! (bana yaptığın gibi.) sonra daha önce giden insanlar gibi sen de terk ediyorsun insanları. senden giden herkesin acısını, giderek çıkarmaya başlıyorsun. acını bölüştürüyorsun onlarda. belki bir gün geri dönmek için aslında.
bilmiyorum. sürekli düşe düşe ne kadar kalkabilir insan? sürekli acı yüklenen kalbi ne kadar dayanabilir? bir yerden sonra olmuyo ya. gidesin geliyo. her şeyi bırakıp siktir çekesin geliyo hayata. ve tam şuan istedim. gitmeyi. gittim.
yokluğu her dakika içimi acıtan bi adam tanıdım. sürekli ikileme düştüğüm. sürekli ona yüz çevirmek zorunda kaldığım.
konuşmadığım her saniye nefes almak gibi ihtiyaç duyduğum. bağlılık mı bu? ne? kendimle çelişiyorum ben. bi yandan kalbim öküz gibi haykırıyo “özledim ulan!” diye, bi yandan da beynim susturmaya çalışıyo onu. hep kalbimi dinlediğim için yalnız kaldım ya ben. hep kaybettim. kaybede kaybede alışıyosun ama. zamanla acın hafifliyo. aslında acın aynı kalıyo, sen uzaklaşıyosun onlardan. köşene çekilmeye çalışıyosun. yalnız kalmaya başlıyosun. yalnızlığa da alışıyorsun sonra… gelen insanları kovuyorsun yanından! (bana yaptığın gibi.) sonra daha önce giden insanlar gibi sen de terk ediyorsun insanları. senden giden herkesin acısını, giderek çıkarmaya başlıyorsun. acını bölüştürüyorsun onlarda. belki bir gün geri dönmek için aslında.
bilmiyorum. sürekli düşe düşe ne kadar kalkabilir insan? sürekli acı yüklenen kalbi ne kadar dayanabilir? bir yerden sonra olmuyo ya. gidesin geliyo. her şeyi bırakıp siktir çekesin geliyo hayata. ve tam şuan istedim. gitmeyi. gittim.
bugün 2 kez otobüse bindim.
ikisinde de yaşlılara yer vermedim.
gözümün içine nefretle baktılar, umursamadım. o “hadi kalk da yer ver” bakışlarını siklemedim. gözlerinin içine baktım. bakmaya çalıştım. bakamadım. onlardan daha yaşlı hissediyordum ben kendimi. ayakta durabilecek gücü bulamıyordum kendimde.
bu acı bitiyo mu? ya da nasıl geçiyo, bilmiyorum. ama bu acıyı çeken bi tek benmişim gibi geliyo. herkes mutlu görünüyo çünkü. benim olamadığım kadar, hiç olmadığım kadar mutlu! susuyorum sonra. sakinleşmeye çalışıyorum. geçmesini bekliyorum. acımanın geçmesini. ama geçmiyo. aklıma geldikçe iyice saplıyorlar o bıçağı kaburgalarıma! canım acıyo. herkesin acılarını çeken bi mıknatıs gibi, canım acıyo.
sonra kısıyorum dünyanın sesini. çekiliyorum köşeme kulaklığımı takıp. düşünecek çok şey var, kurulacak çok hayal. sen olmasan da, onlar var.
ikisinde de yaşlılara yer vermedim.
gözümün içine nefretle baktılar, umursamadım. o “hadi kalk da yer ver” bakışlarını siklemedim. gözlerinin içine baktım. bakmaya çalıştım. bakamadım. onlardan daha yaşlı hissediyordum ben kendimi. ayakta durabilecek gücü bulamıyordum kendimde.
bu acı bitiyo mu? ya da nasıl geçiyo, bilmiyorum. ama bu acıyı çeken bi tek benmişim gibi geliyo. herkes mutlu görünüyo çünkü. benim olamadığım kadar, hiç olmadığım kadar mutlu! susuyorum sonra. sakinleşmeye çalışıyorum. geçmesini bekliyorum. acımanın geçmesini. ama geçmiyo. aklıma geldikçe iyice saplıyorlar o bıçağı kaburgalarıma! canım acıyo. herkesin acılarını çeken bi mıknatıs gibi, canım acıyo.
sonra kısıyorum dünyanın sesini. çekiliyorum köşeme kulaklığımı takıp. düşünecek çok şey var, kurulacak çok hayal. sen olmasan da, onlar var.
Friday, July 6, 2012
Tuesday, July 3, 2012
öyle ya da böyle yaşıyosam
siz kalbiniz acıyınca n'aparsınız?
ben ağlarım. ama ağladıkça geçmez. ağladıkça daha çok artar. daha çok acır. ağlayınca daha çok kanar. hatta kabuk tutmuş yaranızı soymuş gibi acı çekersiniz. çok acır. daha çok acır ağlayınca.
bazen "keşke ağlamasaydım" dediğim bile oluyo. ama gözyaşını durdurmak imkansız. boğazımdaki o yanmaya dayanamıyorum. o acı geçsin diye ağlıyorum. sonra sen geliyosun aklıma, daha çok ağlıyorum. sonra hep ağladığımı fark ediyorum, yine ağlıyorum.
sahi, nası unutuyoduk? unutmayı unuttum. böyle garip şeyler işte. hani, insanlar hep gidiyo. durmuyolar. bazen ben de gidiyorum. gidenlerin ardından o kadar sövmeme rağmen... ben de gidiyorum. ama sonra yanlış olduğunu anlayıp dönüyorum. onlar hiç dönmüyolar. onlar küfrü hakediyolar.
bilmiyorum daha ne kadar beklicem. yanlış olduğunu bildiğim halde, ne kadar daha dayanıcam buna. acımı daha ne kadar saklıcam ya da daha ne kadar büyütücem içimde. geçmiyo ki. birine anlatınca da geçmiyo. ya da ne biliyim, yazınca da geçmiyo. büyüyo hep. bi bebek gibi. ama bu benzetme yanlış, bebekler güzeldir... bi tümör gibi demeliyim! ya da kanser hücresi gibi! büyüyo. büyüdükçe öldürüyo beni. ya da ben öleceğimi hissediyorum. buna yakın olduğumu seziyorum.
belki de ölmüşümdür. çünkü normal bi insanın bu kadar acıyı sırtlanması pek mümkün değil. belki de kabir azabı falan çekiyorumdur. ölmüşümdür ama. keşke ölsem. hiçbir şey hissetmiyorum zaten bu acıdan başka. keşke ölsem.
ben ağlarım. ama ağladıkça geçmez. ağladıkça daha çok artar. daha çok acır. ağlayınca daha çok kanar. hatta kabuk tutmuş yaranızı soymuş gibi acı çekersiniz. çok acır. daha çok acır ağlayınca.
bazen "keşke ağlamasaydım" dediğim bile oluyo. ama gözyaşını durdurmak imkansız. boğazımdaki o yanmaya dayanamıyorum. o acı geçsin diye ağlıyorum. sonra sen geliyosun aklıma, daha çok ağlıyorum. sonra hep ağladığımı fark ediyorum, yine ağlıyorum.
sahi, nası unutuyoduk? unutmayı unuttum. böyle garip şeyler işte. hani, insanlar hep gidiyo. durmuyolar. bazen ben de gidiyorum. gidenlerin ardından o kadar sövmeme rağmen... ben de gidiyorum. ama sonra yanlış olduğunu anlayıp dönüyorum. onlar hiç dönmüyolar. onlar küfrü hakediyolar.
bilmiyorum daha ne kadar beklicem. yanlış olduğunu bildiğim halde, ne kadar daha dayanıcam buna. acımı daha ne kadar saklıcam ya da daha ne kadar büyütücem içimde. geçmiyo ki. birine anlatınca da geçmiyo. ya da ne biliyim, yazınca da geçmiyo. büyüyo hep. bi bebek gibi. ama bu benzetme yanlış, bebekler güzeldir... bi tümör gibi demeliyim! ya da kanser hücresi gibi! büyüyo. büyüdükçe öldürüyo beni. ya da ben öleceğimi hissediyorum. buna yakın olduğumu seziyorum.
belki de ölmüşümdür. çünkü normal bi insanın bu kadar acıyı sırtlanması pek mümkün değil. belki de kabir azabı falan çekiyorumdur. ölmüşümdür ama. keşke ölsem. hiçbir şey hissetmiyorum zaten bu acıdan başka. keşke ölsem.
Saturday, June 30, 2012
*
bazen ölsem diyorum.
hemen şuracıkta. tam şuan. ölmek istedim. işte bazen istiyorum böyle.
ama nedense bir türlü ölemiyorum. hayır, istemiyorum abi ya. istemiyorum nefes almak. nefes aldığımda burnuma dolmayacaksa kokun, nefes almıyım ya. gerçekten almıyım yani.
ya da ne bileyim. sana sarılamayacaksam, hissedemeyeceksem bunu. gerçekten kessinler kollarımı. dokunamıyım. ne biliyim sakat falan kalayım, felç geçireyim.
ya da beynimi alsınlar benim ya. gerçekten. eğer seni düşünemeyeceksem, her gece seninle ilgili hayaller kuramayacaksam alsınlar beynimi. istemiyorum.
eğer kalbim senin için atmayacaksa. ne biliyim ya. söksünler işte onu ordan. hatta sol kaburgamı söküp gitsinler. sen olmayacaksan da öldürsünler beni. gerçekten. öldürsünler.
hani nasıl biliyo musun. anlatabiliyo muyum ya da. bilmiyorum. ama sen yokken ben fazlaymışım gibi. aslında olmamam gerekiyomuş gibi. sen yokken ben fazlayım işte. anlıyo musun? sen yokken ben her saniye daha çok azalıyorum. yok oluyorum. varlığın yetiyodu. ne bileyim ya. hani ne desem de, gelmeyeceksin. aklına bile gelmicem. gelmiyorum da. istemiyorsun çünkü. alışmışsın sen. ben yokken sen iyisin ya. gerçekten. çok iyisin. bilmiyorum. ama. ben yokken daha mutlusun sanki. belki de iyidir böylesi. en iyisidir. hoşçakal. tam şuan vazgeçtim senden. şu dakka oldu. vazgeçtim.
hemen şuracıkta. tam şuan. ölmek istedim. işte bazen istiyorum böyle.
ama nedense bir türlü ölemiyorum. hayır, istemiyorum abi ya. istemiyorum nefes almak. nefes aldığımda burnuma dolmayacaksa kokun, nefes almıyım ya. gerçekten almıyım yani.
ya da ne bileyim. sana sarılamayacaksam, hissedemeyeceksem bunu. gerçekten kessinler kollarımı. dokunamıyım. ne biliyim sakat falan kalayım, felç geçireyim.
ya da beynimi alsınlar benim ya. gerçekten. eğer seni düşünemeyeceksem, her gece seninle ilgili hayaller kuramayacaksam alsınlar beynimi. istemiyorum.
eğer kalbim senin için atmayacaksa. ne biliyim ya. söksünler işte onu ordan. hatta sol kaburgamı söküp gitsinler. sen olmayacaksan da öldürsünler beni. gerçekten. öldürsünler.
hani nasıl biliyo musun. anlatabiliyo muyum ya da. bilmiyorum. ama sen yokken ben fazlaymışım gibi. aslında olmamam gerekiyomuş gibi. sen yokken ben fazlayım işte. anlıyo musun? sen yokken ben her saniye daha çok azalıyorum. yok oluyorum. varlığın yetiyodu. ne bileyim ya. hani ne desem de, gelmeyeceksin. aklına bile gelmicem. gelmiyorum da. istemiyorsun çünkü. alışmışsın sen. ben yokken sen iyisin ya. gerçekten. çok iyisin. bilmiyorum. ama. ben yokken daha mutlusun sanki. belki de iyidir böylesi. en iyisidir. hoşçakal. tam şuan vazgeçtim senden. şu dakka oldu. vazgeçtim.
Thursday, June 28, 2012
ölü adama ithafen
seni yazmıyordum uzun zamandır. seni hatırlamak istemiyordum. seni hatırladıkça sol tarafıma bi sancı giriyodu çünkü. sol kaburgam sökülüyordu sanki yerinden. seni hatırladıkça ilk sigara içtiğim an gibi öksürüyordum. seni hatırladıkça boğazımdaki yanma daha dayanılmaz bi hal alıyodu. seni hatırladıkça ben biraz daha yok oluyodum.
ama yine hatırladım seni. yine acılarımı bıraktığım yerden aldım elime, gidiyorum. nereye gidiyorum? nerdesin? söyle. gelicem çünkü. bak çok özledim seni. sarılmam lazım. sarılmasam bile, sesini duymam lazım. keşke duysan beni. ya da ne bileyim, görsen senin için karaladığım cümleleri. ne kadar özlediğimi hissetsen. merak etsen, düşünsen beni. sadece bi'kez ya. bi'kez. çok bişey istemiyorum ki senden. ama bunlar bile fazla sana dimi? çünkü sen hiçbir şey yapmazsın. beklersin sen. durak gibi, beklersin. insanlar gelir gider ama sen kalırsın dimi? kalarak gidersin sen. umursamazsın. kendini düşünürsün, bencilsin.
keşke bu denli bencil olmasaydın. belki o zaman acım hafiflerdi. belki o zaman "seni bırakmıcam" dediğim için pişmanlık duymazdım. keşke yanında biraz daha kalabilmem için o otobüsü bir süre daha bekletseydik. keşke yanında olabilseydim. ama yapamadım. yapmak istedim, olmadı. o kadar kırıldım ki, hatta her defa kendimi birleştirsem de bu kez yapamadım. darmadağın oldum bir de üstüne üstlük her tarafa dağıldım! yokum artık. olmak istediğim kadar yokum. seni sevmek istediğim kadar nefret ediyorum artık senden. nefret ediyorum.
ama yine hatırladım seni. yine acılarımı bıraktığım yerden aldım elime, gidiyorum. nereye gidiyorum? nerdesin? söyle. gelicem çünkü. bak çok özledim seni. sarılmam lazım. sarılmasam bile, sesini duymam lazım. keşke duysan beni. ya da ne bileyim, görsen senin için karaladığım cümleleri. ne kadar özlediğimi hissetsen. merak etsen, düşünsen beni. sadece bi'kez ya. bi'kez. çok bişey istemiyorum ki senden. ama bunlar bile fazla sana dimi? çünkü sen hiçbir şey yapmazsın. beklersin sen. durak gibi, beklersin. insanlar gelir gider ama sen kalırsın dimi? kalarak gidersin sen. umursamazsın. kendini düşünürsün, bencilsin.
keşke bu denli bencil olmasaydın. belki o zaman acım hafiflerdi. belki o zaman "seni bırakmıcam" dediğim için pişmanlık duymazdım. keşke yanında biraz daha kalabilmem için o otobüsü bir süre daha bekletseydik. keşke yanında olabilseydim. ama yapamadım. yapmak istedim, olmadı. o kadar kırıldım ki, hatta her defa kendimi birleştirsem de bu kez yapamadım. darmadağın oldum bir de üstüne üstlük her tarafa dağıldım! yokum artık. olmak istediğim kadar yokum. seni sevmek istediğim kadar nefret ediyorum artık senden. nefret ediyorum.
Monday, June 25, 2012
ölü adam
uyandığımda yanımda yoktu. bir an uyuduğum en huzurlu uykunun zehir olacağını düşündüm. yataktan kalkıp terliklerimi giydim. içerinin sessizliğini dinledim biraz, evde yoktu, gitmişti.
banyoya girdim. aynanın karşısına geçip ağlamaya başladım. ne kadar ağladığım konusunda en ufak bi fikrim yok. ama çok fazla değildi. yüzü yıkayıp, dişlerimi fırçaladıktan sonra çıktım banyodan. tekrar odaya dönüp pijamalarımı çıkardım ve kıyafetlerimi giydim. aynaya baktım, hiç fena görünmüyordum. gerçi nasıl göründüğümün bir önemi yok, gitmişti.
odadan mutfağa doğru gidişime bir koridor eşlik etti bana. ben de o koridoru düşünmek için kullandım. nereye gittiği konusunda fikirler üretmeye çalışıyordum. aklıma bir kaç fikir geldi lakin düşünmekten vazgeçtim. dolaptan soğuk suyu çıkarıp kafama diktim, tekrar indirdiğimde su şişesinin yarısı artık yoktu. bu da alışkanlıklarımdan biriydi aslında, uyanır uyanmaz soğuk su içmek. daha sonra kafamı kahvaltı masasına doğru çevirdim. ve yüzümde oluşan o koca gülümsemeyle yarım saat kadar kahvaltı masasına baktım. o anda biri beni görse, deli olduğumu düşünürdü. hatta bundan emin olurdu.
birden evin kapısı açıldı, gelen oydu. koşarak sarıldım ona. geçen bir saatin, içimde biriktirdiği bir senelik özlemle sarıldım. şaşırdı ilk önce ama sonra anladı sanırım. o da sımsıkı sarıldı bana. her zaman ki sarılmasından biraz farklıydı. hep "gidecekmiş" gibi sarılırdı ama bu kez hep "kalacakmış" gibi sarıldı. burnuma bir öpücük kondurdu ve kahvaltı masasına geçtik. birlikte ettiğimiz ilk kahvaltıydı diyebilirim. yemek yerken onu izlediğimi de itiraf edebilirim. hatta onu izlemekten yemek bile yiyemediğimi söyleyebilirim. ölü bir adama hiç benzemiyordu yemek yerken. nasıl desem, ölüler korkutucu olmaz mıydı? o ise yemek yerken dünyanın en tatlı insanı oluveriyordu. içimden yanaklarını sıkmak geldi, yapmadım. onun yerine salamımdan bir ısırık daha aldım ve kalktım kahvaltı sofrasından.
kahvaltı masasını topladığını duydum. bu iyi bir şeydi. bu çok iyi bir şeydi. artık ölü olmak istemiyor gibiydi, belki de benimle kalmak istiyordu. belki de bırakmayacaktı beni. hep "kalacak" gibi sarılacaktı ve kalacaktı da. hep yanımda olacaktı. bunların hayalini kurmaya devam ettim çünkü elimde olan tek şey buydu. şu anlık.
banyoya girdim. aynanın karşısına geçip ağlamaya başladım. ne kadar ağladığım konusunda en ufak bi fikrim yok. ama çok fazla değildi. yüzü yıkayıp, dişlerimi fırçaladıktan sonra çıktım banyodan. tekrar odaya dönüp pijamalarımı çıkardım ve kıyafetlerimi giydim. aynaya baktım, hiç fena görünmüyordum. gerçi nasıl göründüğümün bir önemi yok, gitmişti.
odadan mutfağa doğru gidişime bir koridor eşlik etti bana. ben de o koridoru düşünmek için kullandım. nereye gittiği konusunda fikirler üretmeye çalışıyordum. aklıma bir kaç fikir geldi lakin düşünmekten vazgeçtim. dolaptan soğuk suyu çıkarıp kafama diktim, tekrar indirdiğimde su şişesinin yarısı artık yoktu. bu da alışkanlıklarımdan biriydi aslında, uyanır uyanmaz soğuk su içmek. daha sonra kafamı kahvaltı masasına doğru çevirdim. ve yüzümde oluşan o koca gülümsemeyle yarım saat kadar kahvaltı masasına baktım. o anda biri beni görse, deli olduğumu düşünürdü. hatta bundan emin olurdu.
birden evin kapısı açıldı, gelen oydu. koşarak sarıldım ona. geçen bir saatin, içimde biriktirdiği bir senelik özlemle sarıldım. şaşırdı ilk önce ama sonra anladı sanırım. o da sımsıkı sarıldı bana. her zaman ki sarılmasından biraz farklıydı. hep "gidecekmiş" gibi sarılırdı ama bu kez hep "kalacakmış" gibi sarıldı. burnuma bir öpücük kondurdu ve kahvaltı masasına geçtik. birlikte ettiğimiz ilk kahvaltıydı diyebilirim. yemek yerken onu izlediğimi de itiraf edebilirim. hatta onu izlemekten yemek bile yiyemediğimi söyleyebilirim. ölü bir adama hiç benzemiyordu yemek yerken. nasıl desem, ölüler korkutucu olmaz mıydı? o ise yemek yerken dünyanın en tatlı insanı oluveriyordu. içimden yanaklarını sıkmak geldi, yapmadım. onun yerine salamımdan bir ısırık daha aldım ve kalktım kahvaltı sofrasından.
kahvaltı masasını topladığını duydum. bu iyi bir şeydi. bu çok iyi bir şeydi. artık ölü olmak istemiyor gibiydi, belki de benimle kalmak istiyordu. belki de bırakmayacaktı beni. hep "kalacak" gibi sarılacaktı ve kalacaktı da. hep yanımda olacaktı. bunların hayalini kurmaya devam ettim çünkü elimde olan tek şey buydu. şu anlık.
"yo yo. bişiy anlatmak zorunda değilsin ya. sadece merak ediyorum yani. neden böyle bişey yaptın? neden böyle bişey yapma ihtiyacı duydun? hayır ne bekliyosun yani? daha napmamı istersin? napiyim mesela? senin için ölürüm. gerçekten ölürüm. yani ölmemi istiyosan yaparım. gerçekten. yaparım bunu da. seni seviyorum. sürekli bi oyun, oyun, oyun. ya valla çok yoruldum ben. o kadar yoruldum ki böyle kafamı koysam yıllarca uyurum. valla. artık oyun oynama bana, nolur. bana oyun oynamayın ya. ben bu oyunu bozarım ama."
Sunday, June 24, 2012
ölü adama mektup;
bilmem.
belki.
bir gün.
gelirsen.
diye.
işte.
hepsi ayrı hisler ifade eden kelimeler yazdım sana yukarıda. tek başına kullanıldığında bile anlamları olan. hepsi "sana duyulan özlem" kokan.
bilirsin. ya da bilmezsin, bilemiyorum. seni özlüyorum. senin, mutlu olmayı özlediğin gibi seni özlüyorum. ya da nasıl desem işte, senin, gitmeyi istediğin gibi istiyorum seni. "bana alışma" dedin. aslında demedin ama beni her kırdığında bana bunu hissettirdin. seni bu hayata bağlayacak bir şeyler olmasından korkuyorsun değil mi? seni bu hayata bağlamamdan korkuyorsun. bilmem.
olmadığın her saniye, nefes yerine, böyle nasıl desem. zehir gibi ya. sen yokken aldığım her nefeste canım acıyo benim. peki neden yoksun? hep gitmek için mi? kalmamak için mi? canın yandığı için mi yakmak istiyorsun canımı? herkesin senin çektiği acıyı çekmesini mi istiyorsun? yalnız mı kalmak istiyorsun her zaman olduğu gibi? yoksa daha fazla kırmamak için mi gidiyorsun? kır beni. kır. ama beni bırakma. gitme. gitmemen gerek çünkü.
ama.
ölüler.
hep.
gider.
dimi?
nefes alıyorsun. kalbin atıyor. ama yaşarken ölüyorsun. her saniye daha fazla ölüyorsun. içten içe yok ediyorsun kendini. kendin yapıyorsun bunu. ama başkalarına suç atmak daha kolay dimi? giden senken, başkalarının gittiğini düşünmek vicdanını rahatlatıyor değil mi? "herkes gidiyor" derken bile herkes yerine kendini koyan bir adamsın sen! giden adamsın. hiç kimseyi düşünmeden. ardına bile bakmadan. bir insanın, bir ölüye bağlanmasına müsade etmeden. gidiyorsan demek, işte beni düşünmeden. gidiyorsan demek, bi sebebi yok. keşke yapmasaydın bunu. keşke kendini öldürmeseydin. kendi nefesini her gün biraz daha azaltmasaydın.
belki.
mutlu.
olabilirdik.
ama istemedin. sen en kolayını seçmedin mi sahi? en kısa yoldan gitmedin mi? daha beni tanımadan öldürmedin mi kendini? yapma. daha çok öldürme kendini. bırak. üzerindeki ölü toprağını birlikte atalım. sen benim ellerimi tutarken... ben sana sımsıkı sarılırken... birbirimizi hiç bırakmadan.
özür dilerim. seninle ilgili hayal kurma hakkını kim veriyor bana?!
belki.
bir gün.
gelirsen.
diye.
işte.
hepsi ayrı hisler ifade eden kelimeler yazdım sana yukarıda. tek başına kullanıldığında bile anlamları olan. hepsi "sana duyulan özlem" kokan.
bilirsin. ya da bilmezsin, bilemiyorum. seni özlüyorum. senin, mutlu olmayı özlediğin gibi seni özlüyorum. ya da nasıl desem işte, senin, gitmeyi istediğin gibi istiyorum seni. "bana alışma" dedin. aslında demedin ama beni her kırdığında bana bunu hissettirdin. seni bu hayata bağlayacak bir şeyler olmasından korkuyorsun değil mi? seni bu hayata bağlamamdan korkuyorsun. bilmem.
olmadığın her saniye, nefes yerine, böyle nasıl desem. zehir gibi ya. sen yokken aldığım her nefeste canım acıyo benim. peki neden yoksun? hep gitmek için mi? kalmamak için mi? canın yandığı için mi yakmak istiyorsun canımı? herkesin senin çektiği acıyı çekmesini mi istiyorsun? yalnız mı kalmak istiyorsun her zaman olduğu gibi? yoksa daha fazla kırmamak için mi gidiyorsun? kır beni. kır. ama beni bırakma. gitme. gitmemen gerek çünkü.
ama.
ölüler.
hep.
gider.
dimi?
nefes alıyorsun. kalbin atıyor. ama yaşarken ölüyorsun. her saniye daha fazla ölüyorsun. içten içe yok ediyorsun kendini. kendin yapıyorsun bunu. ama başkalarına suç atmak daha kolay dimi? giden senken, başkalarının gittiğini düşünmek vicdanını rahatlatıyor değil mi? "herkes gidiyor" derken bile herkes yerine kendini koyan bir adamsın sen! giden adamsın. hiç kimseyi düşünmeden. ardına bile bakmadan. bir insanın, bir ölüye bağlanmasına müsade etmeden. gidiyorsan demek, işte beni düşünmeden. gidiyorsan demek, bi sebebi yok. keşke yapmasaydın bunu. keşke kendini öldürmeseydin. kendi nefesini her gün biraz daha azaltmasaydın.
belki.
mutlu.
olabilirdik.
ama istemedin. sen en kolayını seçmedin mi sahi? en kısa yoldan gitmedin mi? daha beni tanımadan öldürmedin mi kendini? yapma. daha çok öldürme kendini. bırak. üzerindeki ölü toprağını birlikte atalım. sen benim ellerimi tutarken... ben sana sımsıkı sarılırken... birbirimizi hiç bırakmadan.
özür dilerim. seninle ilgili hayal kurma hakkını kim veriyor bana?!
Subscribe to:
Posts (Atom)

